HIZLICA ÇÖZÜME ULAŞMAM GEREKİYOR: HADİ BANA HEMEN DOPAMİN GETİRİN!
Uzman Psikolog Eren TUNCAY
1 Ekim 2026 · 4 dk okuma

Hepimiz çoğu zaman gündelik hayatın stresine maruz kalabiliriz. Kimimiz için iş yerindeki sorunlar; kimimiz için ebeveyn olmanın getirdiği yükler, bazılarımız için romantik ilişkisinde yaşadığı sorunlar.. Bu listeye gündelik hayatın stresi olarak birçok başlık getirebiliriz diye düşünüyorum. Bazı insanlar bu problemlerle aktif bir şekilde mücadele edebilir. Örneğin; yeni anne olan bir kadın doğum sonrası depresyon için bir uzman yardımı alabilir. Ya da iş yerinde yöneticisiyle sorun yaşayan birisi onunla açık bir iletişim kurmaya eğer ki bu da sorunu çözmüyorsa genel merkeze bildirmeyi deneyebilir. Bu örneklerdeki ortak nokta problemin varlığını kabul etmek ve onunla aktif bir şekilde baş edebilmek. Belki problem çözme süreci zorlu geçebilir; kişiler olumsuz duygular deneyimleyebilir veya da sorunu çözemez. Ancak buradaki en temel nokta problemden kaçınmak veya görmezden gelmek yerine aktif bir şekilde mücadele etmek.
Aktif problem çözmedeki temel amaç; problemi basamaklara ayırmak, ayırdıktan sonra çeşitli alternatif yollar oluşturmak ve bu süreçte açığa çıkan duygusal krizleri yönetebilmek olarak tarif edilmektedir. Genel olarak stresle bu açıdan mücadele eden insanların depresif yakınmaları ve kaygı semptomları da görece daha az izlenmektedir.
Evet; belki seçilen yol uzun bir yol olarak görünmekte ancak bu yolculuğun sonunda problem çözülebilmektedir. Ki çözülemediği noktada da aktif bir baş etme süreci olduğu için bence bireyin kendine yönelik bakış açısı da “yapabilirim, en azından mücadele ettim” gibi bir yerden olabilir. Belki de zihinlerinden geçen evet şu anda bir problem var ve bu problemle savaşmak mı istiyorsun yoksa kısa yoldan rahatlayacak kaynaklar bulup problemi görmezden mi gelmek istiyorsun? Buraya kadar bahsettiğim insanlar bu soruya “evet mücadele etmek istiyorum.” Yanıtı verenler.
Peki ya diğer gruptaki insanlar?
Bazılarımız ise stres yaratan bir durumlar karşılaştığında sorun çözmek yerine bir an önce o sorundan uzaklaşmak ister. Özellikle de uzaklaşılmak istenen durum problemin yarattığı “duygusal sıkıntıdır.” Örneğin; bir birey olsun. Bu birey romantik partneriyle yaşadığı bir kavgada duyduğu öfkeyi biraz zaman geçmesini bekleyip sonrasında onunla konuşarak değil; ona öfkeyi unutturabilecek ve odağını değiştirebilecek hızlı kaynaklara yönelir. Bu durum da aslında dopaminerjik ödül sistemini uyarmaktan geçer. Bu sistem haz odaklı bir sistem olup; uyarıldığında kişiyi o anlık rahatlatır ve etkisi uzun sürmez. Ancak rahatlatan dopamin kaynağına kişi kolaylıkla koşullanabilir ve duygusal bir sıkıntı anında onu tercih etme eğilimi artar.
İşte bu sistem de aslında yukarıda bahsedilen aktif problem çözmenin yerine problemden ve yarattığı stresten kaçınma olarak kullanabilmekte. Örneğin; alışveriş sitesine girip alışveriş yapmak, sosyal medyada saatler geçirmek, yüksek şekerli besinleri tüketmek, alkol-sigara gibi zararlı alışkanlıklara yönelmek, video oyunları oynamak veya kafein tüketmek.. Bu eylemler anlık dopamin artışı sağlayarak haz almamızla ilişkili ve kısa bir süreliğine de olsa o duyguyu geçiştiriyor.
Peki ya gerçekten problem çözülüyor mu? Aslında HAYIR:
Bu yazıyı paylaşın



