Bu sorunun cevabını verirken iki başlık halinde ele almak daha doğru olacaktır. İlki belirgin bir semptom veya psikolojik güçlükle başvuruda bulunanlar, diğer ise belirgin bir semptom olmaksızın kendini tanıma, kişisel gelişim, anlam arayışı veya psikolojik sağlamlığını güçlendirme gibi amaçlarla psikoterapiye başvuran kişilerdir.
Psikoloğa başvurmayı düşündüğümüzde aklımıza genellikle belirgin bir psikolojik sorun, yaşadığımız bir kriz veya baş etmekte zorlandığımız bir durum gelir. Oysa psikolojik destek ihtiyacı her zaman belirgin bir semptomla ortaya çıkmaz.
Öncelikle psikoterapiye başvurmak için psikiyatrik bir tanıya sahip olmak gerekmediğini belirtmek isterim.
Psikolojik destek, kişinin yaşadığı güçlükleri değerlendirmek, kendisini daha iyi anlamak ve ihtiyaçlarına uygun bir çalışma süreci oluşturmak amacıyla da alınabilir.
1. Belirgin Bir Psikolojik Güçlük veya Semptom Yaşandığında
Psikoterapiye başvuruların önemli bir bölümünü bu kısım oluşturur ve başvurularda kaygı, depresif belirtiler, travmatik yaşantılar sonrasında ortaya çıkan duygusal güçlükler, fobiler, sosyal ilişkilerde yaşanan sorunlar, ilişki problemleri, cinsel işlev sorunları, değersizlik ve suçluluk hisleri gibi pek çok farklı konu gündeme gelebilir.
Üzüntü, kaygı, öfke, suçluluk ve değersizlik gibi duygular insan yaşamının doğal bir parçasıdır. Her insan hayatının belli evrelerinde bunları hissedebilir. Ancak bu duyguların yoğunluğu, süresi veya kişinin yaşamı üzerindeki etkisi arttığında baş etmek zorlaşabilir. Bazen kişi yaşadığı güçlüğün farkında olsa da bunun günlük yaşamını ne ölçüde etkilediğini değerlendirmekte zorlanabilir.
Bu noktada psikolojik destek ihtiyacını değerlendirmek için bazı işaretlere dikkat edilebilir:
- Duygusal zorlanmaların günlük yaşamı ve işlevselliği etkilemeye başlaması.
- Kaygı, üzüntü veya öfke gibi duyguların yoğunluğunun artması ve yönetilmesinin zorlaşması.
- Daha önce baş edilebilen durumların artık belirgin biçimde zorlayıcı hale gelmesi.
- Uyku, iştah ve dikkat gibi alanlarda belirgin değişiklikler yaşanması.
- Sosyal ilişkilerde tekrarlayan çatışmalar veya iletişim güçlükleri görülmesi.
- Kayıp, ayrılık, travmatik bir olay veya önemli bir yaşam değişikliği sonrasında duygusal açıdan zorlanılması.
Bu durumların bir veya birkaçını yaşıyor olmak mutlaka psikiyatrik bir bozukluğa sahip olduğunuz anlamına gelmez. Ancak yaşadığınız güçlükler yaşam kalitenizi etkiliyorsa bir uzmandan destek almak için belirtilerin dayanılmaz hale gelmesini beklemeniz gerekmez.
Bu tür semptomlarla çalışmak için bilişsel davranışçı terapi, psikodinamik terapi, şema terapi, EMDR ve farklı psikoterapi yaklaşımları gibi çeşitli yöntemler bulunmaktadır. Hangi yaklaşımın uygun olduğu; kişinin başvuru nedeni, ihtiyaçları, klinik değerlendirmesi ve yöntemin ilgili sorun alanındaki bilimsel dayanakları dikkate alınarak belirlenir.
2. Belirgin Bir Semptom Olmaksızın Psikolojik Destek Arandığında
Psikoterapiye başvurmak için mutlaka bir sorun yaşıyor olmak gerekmez. Bazı kişiler hayatlarında belirgin bir sorun tanımlamasalar da kendilerini daha yakından tanımak, iç dünyalarını anlamak veya yaşamlarına farklı bir perspektiften bakabilmek için terapiye başvurabilir.
Bu başvurularda öne çıkan bazı konular şunlardır:
- Kendini daha yakından tanıma ve kişisel farkındalığı artırma isteği
- Duygusal ihtiyaçları ve kişisel sınırları keşfetme
- İlişkilerde tekrar eden davranış ve ilişki örüntülerini anlama
- Kişisel değerleri ve yaşam amaçlarını sorgulama
- Yaşamındaki değişimlere ve yeni dönemlere hazırlanma
- Kendisiyle ve çevresiyle kurduğu ilişkiyi geliştirme
- Yaşamda anlam ve amaç arayış
- Psikolojik dayanıklılığı ve duygusal farkındalığı güçlendirme
Bu süreçte de farklı psikoterapi yaklaşımlarından yararlanılabilir. Örneğin psikodinamik terapi ve psikanalitik yaklaşımlar kişinin geçmiş yaşantılarının, bilinçdışı süreçlerinin ve tekrarlayan ilişki örüntülerinin anlaşılmasına odaklanabilir. Varoluşçu psikoterapi ise özgürlük, sorumluluk, ölüm, yalnızlık ve yaşamın anlamı gibi temel varoluşsal meseleleri ele alabilir.
Bununla birlikte, bir psikoterapi yaklaşımının seçimi yalnızca kişinin kendini tanıma isteğine bağlı değildir. Kişinin beklentileri, ihtiyaçları ve terapistin uzmanlığı doğrultusunda uygun bir çalışma biçimi belirlenir.
Psikoloğa Başvurmak İçin Doğru Zamanı Beklemek Gerekir mi?
Danışanlarımla yaptığım görüşmelerden edindiğim izlenim, kişilerin çoğunlukla uzun süredir devam eden psikolojik zorlanmalar artık dayanılması güç bir noktaya ulaştığında destek arayışına girdiği yönünde. Oysa psikolojik destek almak için her şeyin kötüye gitmesini beklemek zorunda değilsiniz.
Yaşanan güçlükler henüz başlangıç aşamasındayken destek almak, kişinin duygusal zorlanmalarını daha erken fark etmesine ve bu süreçle baş edebilmek için gerekli kaynakları geliştirmesine yardımcı olabilir. Elbette sorunların yoğunlaştığı veya kişinin kendisini bir kriz içerisinde bulduğu dönemde başvurmak, geç kalındığı anlamına gelmez.
Psikoloğa başvurma kararı kişisel bir süreçtir. Herkes için geçerli olan, psikoloğa şu zamanda başvurulmalıdır diyebileceğimiz kesin bir zaman dilimi yoktur. Bazı kişiler yaşadıkları krizin ortasında destek aramakta zorlanabilirken bazıları kriz sonrasında, hatta yaşanan olayın üzerinden yıllar geçtikten sonra psikoterapiye başlamayı tercih edebilir.
Burada önemli olan, kişinin kendi ihtiyaçlarını fark edebilmesi ve destek almaya hazır hissettiğinde bu yönde bir adım atabilmesidir. Psikolojik destek almak için hiçbir zaman geç değildir.